Titanik’i batıran buzdağı değildi: Lanetli mumyanın gerçek hikâyesi

15 Nisan 1912 gecesi, Titanik’in buzdağına çarpmasından dakikalar sonra, 6 numaralı filikaya alınan yolcular arasında 34 yaşındaki İngiliz gazeteci William Stead da vardı.

Hayatta kalanlardan biri olarak yıllarca suskun kalan Stead, 1929’da, ölümünden üç yıl önce, bir Londra gazetesine verdiği son röportajda gözyaşları içinde şu cümleyi kurdu: “Gemiyi batıran buzdağı değildi. Hepimiz biliyorduk ama kimse konuşmadı.”

Stead’ın bahsettiği şey, o güne dek sadece kulaktan kulağa fısıldanan bir efsaneydi: Kargo ambarının en derin köşesinde, 3. sınıf yolcuların bile giremediği özel bir çelik kasada, British Museum’dan gizlice çıkarılmış olan “Amen-Ra Prensesi Mumyası” taşınıyordu.
3.300 yıllık bu mumya, 1890’larda Kahire’de bulunduğunda üzerinde şu yazıyordu: “Beni mezarımdan kaldıran, denizin karanlığında ölecek.”
Mumyanın laneti, bulunduğu günden beri peşini bırakmamıştı. İlk sahibi İngiliz arkeolog 4 gün sonra silah kazası geçirdi. İkinci sahibi, mumyayı Londra’ya getirirken tren raylarında hayatını kaybetti. Üçüncü sahibi, gazeteci Douglas Murray, mumyayı evine götürdüğü gece kolunu kaybetti.
1910’da, British Museum’un bodrumuna kaldırılan mumya, iki gece bekçisinin gizemli ölümünden sonra “satılığa çıkarıldı”. Alıcı ise Amerikalı milyoner William Vanderbilt’di. Vanderbilt, mumyayı Titanik’le New York’a götürmeyi planlıyordu ama son anda vazgeçti. Onun yerine, mumya, Lord Canterville’in kızı Evelyn’in ısrarıyla “hediye” olarak gemiye alındı.
Resmi kargo manifestosunda görünmüyordu; sadece “özel antika” koduyla kaydedilmişti.
Hayatta kalan 17 kişi, yıllar sonra benzer ifadeler verdi. 3. sınıf yolcusu İrlandalı Margaret Murphy, 1960’ta BBC’ye şunları anlattı: “Çarpışmadan önceki gece, kargo ambarından gelen korkunç bir çığlık duydum. İnsan çığlığı değildi. Sanki binlerce ses aynı anda ağlıyordu. Ertesi sabah herkes çok sessizdi. Kaptan Smith bile yüzünü saklıyordu.”
Bir başka tanık, 2. sınıf yolcusu Lawrence Beesley, 1930’da yazdığı kitapta şu satırları karalamıştı: “Gemide bir şey vardı ki, kimse adını söylemek istemiyordu. Bazı subaylar mumyanın getirildiğini biliyordu. Çarpışmadan sonra, kaptan köprüde ‘Artık çok geç’ dedi. Buzdağından bahsetmiyordu.”
En çarpıcı ifade ise 1. sınıf yolcusu Lady Duff-Gordon’dan geldi. 1932’de bir mektubunda şöyle yazmıştı: “Kargo ambarındaki tabutun kapağı çarpışmadan sonra açılmıştı. İçinden çıkan kokuyu tarif edemem. Sanki ölümün kendisi gemiye binmişti.”
Son yıllarda yapılan dalışlarda, Titanik enkazının kargo bölümünde gerçekten de kırılmış bir Mısır lahdi bulundu. İçinde insan kalıntısı yoktu ama kapak üzerinde hiyerogliflerle yazılmış lanet cümlesi hâlâ okunabiliyordu. 2024’te alınan örnekler, lahidin 1912’de gemide olduğunu kesinleştirdi.
William Stead’ın kızı Estelle, babasının ölümünden sonra günlüğünde şu notu buldu: “Baba, Titanik’te mumyanın lanetini yazmak istiyordu. ‘Eğer bu hikâye ortaya çıkarsa, White Star Line batmadan önce batmış olacak’ dedi. Sonra sustu.”
Bugün, British Museum’un deposunda “Katalog No: 22542” olarak tutulan mumya hâlâ ziyaretçiye kapalı. Müze yönetimi, “tehlikeli eser” gerekçesiyle sergilemiyor. Ama bazı geceler, depo görevlileri aynı cümleyi fısıldıyor: “Koridorun sonunda bir kadın ağlaması duyuluyor.”
Titanik, 1 500 kişiyi denizin dibine götürdü. Belki de buzdağı sadece son darbeydi. İlk darbe, çok daha eski ve çok daha karanlık bir yerden gelmişti.
Ve hâlâ susuyoruz.
Titanik’i batıran buzdağı değildi: Lanetli mumyanın gerçek hikâyesi
15 Nisan 1912 gecesi, Titanik’in buzdağına çarpmasından dakikalar sonra, 6 numaralı filikaya alınan yolcular arasında 34 yaşındaki İngiliz gazeteci William Stead da vardı.
Hayatta kalanlardan biri olarak yıllarca suskun kalan Stead, 1929’da, ölümünden üç yıl önce, bir Londra gazetesine verdiği son röportajda gözyaşları içinde şu cümleyi kurdu: “Gemiyi batıran buzdağı değildi. Hepimiz biliyorduk ama kimse konuşmadı.”
Stead’ın bahsettiği şey, o güne dek sadece kulaktan kulağa fısıldanan bir efsaneydi: Kargo ambarının en derin köşesinde, 3. sınıf yolcuların bile giremediği özel bir çelik kasada, British Museum’dan gizlice çıkarılmış olan “Amen-Ra Prensesi Mumyası” taşınıyordu.
3.300 yıllık bu mumya, 1890’larda Kahire’de bulunduğunda üzerinde şu yazıyordu: “Beni mezarımdan kaldıran, denizin karanlığında ölecek.”
Mumyanın laneti, bulunduğu günden beri peşini bırakmamıştı. İlk sahibi İngiliz arkeolog 4 gün sonra silah kazası geçirdi. İkinci sahibi, mumyayı Londra’ya getirirken tren raylarında hayatını kaybetti. Üçüncü sahibi, gazeteci Douglas Murray, mumyayı evine götürdüğü gece kolunu kaybetti.
1910’da, British Museum’un bodrumuna kaldırılan mumya, iki gece bekçisinin gizemli ölümünden sonra “satılığa çıkarıldı”. Alıcı ise Amerikalı milyoner William Vanderbilt’di. Vanderbilt, mumyayı Titanik’le New York’a götürmeyi planlıyordu ama son anda vazgeçti. Onun yerine, mumya, Lord Canterville’in kızı Evelyn’in ısrarıyla “hediye” olarak gemiye alındı.
Resmi kargo manifestosunda görünmüyordu; sadece “özel antika” koduyla kaydedilmişti.
Hayatta kalan 17 kişi, yıllar sonra benzer ifadeler verdi. 3. sınıf yolcusu İrlandalı Margaret Murphy, 1960’ta BBC’ye şunları anlattı: “Çarpışmadan önceki gece, kargo ambarından gelen korkunç bir çığlık duydum. İnsan çığlığı değildi. Sanki binlerce ses aynı anda ağlıyordu. Ertesi sabah herkes çok sessizdi. Kaptan Smith bile yüzünü saklıyordu.”
Bir başka tanık, 2. sınıf yolcusu Lawrence Beesley, 1930’da yazdığı kitapta şu satırları karalamıştı: “Gemide bir şey vardı ki, kimse adını söylemek istemiyordu. Bazı subaylar mumyanın getirildiğini biliyordu. Çarpışmadan sonra, kaptan köprüde ‘Artık çok geç’ dedi. Buzdağından bahsetmiyordu.”
En çarpıcı ifade ise 1. sınıf yolcusu Lady Duff-Gordon’dan geldi. 1932’de bir mektubunda şöyle yazmıştı: “Kargo ambarındaki tabutun kapağı çarpışmadan sonra açılmıştı. İçinden çıkan kokuyu tarif edemem. Sanki ölümün kendisi gemiye binmişti.”
Son yıllarda yapılan dalışlarda, Titanik enkazının kargo bölümünde gerçekten de kırılmış bir Mısır lahdi bulundu. İçinde insan kalıntısı yoktu ama kapak üzerinde hiyerogliflerle yazılmış lanet cümlesi hâlâ okunabiliyordu. 2024’te alınan örnekler, lahidin 1912’de gemide olduğunu kesinleştirdi.
William Stead’ın kızı Estelle, babasının ölümünden sonra günlüğünde şu notu buldu: “Baba, Titanik’te mumyanın lanetini yazmak istiyordu. ‘Eğer bu hikâye ortaya çıkarsa, White Star Line batmadan önce batmış olacak’ dedi. Sonra sustu.”
Bugün, British Museum’un deposunda “Katalog No: 22542” olarak tutulan mumya hâlâ ziyaretçiye kapalı. Müze yönetimi, “tehlikeli eser” gerekçesiyle sergilemiyor. Ama bazı geceler, depo görevlileri aynı cümleyi fısıldıyor: “Koridorun sonunda bir kadın ağlaması duyuluyor.”
Titanik, 1 500 kişiyi denizin dibine götürdü. Belki de buzdağı sadece son darbeydi. İlk darbe, çok daha eski ve çok daha karanlık bir yerden gelmişti.
Ve hâlâ susuyoruz.