Kötü huylu bir beyin tümörüyle aylardır mücadele eden 7 yaşındaki Emir, doktorların tüm çabalarına rağmen zorlu bir tedavi sürecinden geçiyordu. Günleri çoğu zaman iğnelerle, ilaçlarla ve uzun saatler süren sessizlikle geçiyordu. Ancak Emir’in içindeki umut hiçbir zaman eksilmedi.
Onu ayakta tutan şey ise tek bir hayaliydi: kahramanı olarak gördüğü NBA yıldızı Alperen Şengün ile konuşmak. Emir, günlerdir hemşirelere ve ailesine aynı cümleyi fısıldıyordu: “Alperen ağabey bir gün beni arar mı?” Bu soru, küçük çocuğun içinde taşıdığı son büyük dilekti.
Ailesi, hastane yönetimi ile birlikte bu dileği gerçekleştirmek için birçok girişimde bulundu. Houston Rockets kulübüne defalarca mesaj atıldı, sosyal medyada destek kampanyaları başlatıldı. Ancak yoğun sezon temposu nedeniyle geri dönüş almak kolay değildi.
Yine de Emir’in annesi ümidini hiç kaybetmedi ve bir gün telefonuna gelen kısa bir mesaj her şeyi değiştirdi. Mesajda sadece şu yazıyordu: “Alperen görüşmek istiyor. Ne zaman uygunsunuz?” Anne gözyaşlarını tutamadı. Doktorlar, hemşireler, hatta odadaki diğer hastalar bile bu haberin mutluluğuna ortak oldu.
Alperen Şengün, o gün Emir’i sadece telefonla aramakla kalmadı. Güvenlik ekibi ve kulüp görevlileriyle birlikte kimseye haber vermeden uçağa binmişti. Emir’in kaldığı çocuk onkoloji bölümüne doğru yürürken, hastanedeki herkes şaşkınlık içindeydi. Hemşireler onu görünce ne diyeceklerini bilemedi. Alperen sadece gülümsedi ve “Beni Emir’e götürün” dedi.
O an, koridorda duyulan tek şey tekerlekli sandalye sesleri ve çalışanların heyecanlı fısıltılarıydı.

Emir’in odasının kapısı açıldığında, küçük çocuk gözlerine inanamadı. Karşısında yıllardır posterlerini duvarına astığı, maçlarını hiç kaçırmadan izlediği kahramanı duruyordu. “Gerçek misin?” diye sordu Emir. Alperen diz çöktü, elini tuttu ve “Gerçeğim. Seninle konuşmaya geldim, yiğidim” dedi. O an odada bulunan herkes derin bir nefes aldı.
Emir’in gözlerindeki ışık, bütün hastane personelinin içini ısıttı.
Konuşma beklenenden çok daha uzun sürdü. Emir, Alperen’e en sevdiği hareketini, en zor anında nasıl motive olduğunu ve playoffları kazanma hayalini anlattı. Ardından titrek bir sesle asıl dileğini söyledi. “Ben iyileşirsem, sen de playoffları kazanacaksın tamam mı? İkimiz de kazanmış olacağız.” Bu sözler odadaki herkesi duygulandırdı.
Alperen birkaç saniye konuşamadı, sonra Emir’in elini tuttu ve şu cümleyi kurdu: “Söz veriyorum. Sen benim kahramanımsın. Sen kazanırsan, ben de kazanacağım.”
Bu sözler gerçek bir telefon konuşmasının çok ötesindeydi. Ancak asıl sürpriz henüz başlamıştı. Alperen, sırt çantasından imzalı Rockets formasını çıkardı. Ardından yanında getirdiği bir tableti Emir’e uzattı. Ekranda Houston Rockets’ın tüm oyuncuları vardı. Takım arkadaşları sırayla küçük çocuğa “Geçmiş olsun şampiyon! Seni seviyoruz!” diye sesleniyordu.
Bir anda oda kahkahalarla, alkışlarla doldu.
Fakat en şaşırtıcı an bundan sonra yaşandı. Alperen ayağa kalktı, doktorlara döndü ve “Ben bir karar verdim. Bu playoffları Emir için oynayacağım. Her sayımı onun için atacam ve bunu tüm dünyaya duyuracağım” dedi. Emir’in annesi gözyaşlarına boğuldu.
Doktorlar, böylesine yoğun programdaki bir sporcunun bir çocuk için böyle bir karar almasına hayret etti. Ancak Alperen için bu karar tamamen içten geliyordu. Bir basketbolcu olmanın ötesinde, bir insan olarak sorumluluğuydu bu.

O günün görüntüleri kısa süre içinde sosyal medyaya yayıldı. Ancak kimse videoları Alperen yüklememişti. Odadaki genç bir hemşire, bu tarihi anı kaydetmiş ve Emirin ailesinin izniyle paylaşmıştı. Video birkaç saat içinde milyonlarca izlenmeye ulaştı.
Dünyanın dört bir yanında insanlar küçük bir çocuğun dileğinin bir NBA yıldızını nasıl harekete geçirdiğini konuşmaya başladı. ABD basını bile haberi manşet yaptı. “Alperen Şengün, minik Türk kahramanı için hastaneye sürpriz ziyaret gerçekleştirdi.” yorumları tüm haber sitelerinde yer aldı.
Hikâyenin en etkileyici kısmı ise bundan sonra yaşandı. Rockets, sezonun en kritik maçlarına çıktığında, Alperen her sayısından sonra parmağıyla gökyüzünü işaret ediyor ve “Bu Emir için” diyordu. Takım arkadaşları da onun etrafında kenetlenmişti. Bazı maçlarda soyunma odasına Emir’in fotoğrafını asıp motive oldukları bile konuşuluyordu.
Spor dünyasında artık yeni bir ilham kaynağı vardı: minik Emir.
Emir’in tedavisi devam ederken, doktorları onun moralinin inanılmaz derecede yükseldiğini söyledi. “Bu kadar kısa sürede böyle bir iyileşme tepkisi beklemiyorduk” diyen doktorlar, Alperen’in ziyaretinin tıbben bile etkili olduğunu ifade etti. Emir ise her gün tabletinden Alperen’in maçlarını izliyor, bazen annesine dönüp “Ben iyileşince onu tekrar göreceğim” diyordu.
Bu hikâye belki de sporun sadece skorlar ve istatistiklerden ibaret olmadığını, bir oyuncunun bir çocuğun hayatına nasıl dokunabileceğini gösteren en güçlü örneklerden biri oldu. Alperen Şengün bu ziyaretiyle sadece bir kahramanı değil, aynı zamanda gerçek bir insan olduğunu kanıtladı. Ve Emir, küçük bedeniyle büyük bir mucizeye kapı araladı.
Sporun ruhu tam olarak böyle anlarda ortaya çıkıyordu.
Alperen Şengün’ün ziyareti sadece Emir’in değil, tüm ülkenin moralini yükselten bir olay haline geldi. Türkiye’deki spor programları günlerce bu buluşmayı konuştu. Bazı yorumcular, “Bu sadece bir sporcu hareketi değil, insanlığın unutulmuş bir dersiydi” diyerek Alperen’i övdü. Özellikle sosyal medyada binlerce kişi, kendi çocuklarının da Alperen’i örnek aldığını yazdı.
Hatta bazı öğretmenler, sınıflarında Emir ve Alperen’in hikâyesini anlatarak çocuklara dayanıklılık ve umut konularında küçük dersler verdi.

Bu arada Houston’da başka bir gelişme yaşanıyordu. Rockets yönetimi, Alperen’in Emir için gösterdiği bu fedakârlığın kulübün değerlerini dünyaya en güçlü şekilde yansıttığını belirterek özel bir organizasyon düzenlemeye karar verdi. Bu organizasyonun adı “Emir’s Night” olacaktı. Binlerce taraftar, Emir’in onuruna hazırlanan tişörtlerle salona geldi.
Alperen ise parkeye Emir’in ismini taşıyan bileklikle çıktı. O gece kaydedilen görüntüler, belki de sezonun en unutulmaz anları arasına girdi.
Maçın dördüncü periyodunda Alperen potaya doğru sert bir hamle yaptığında, tüm salon ayağa kalktı. Yaptığı smaçla takımına öne geçiren sayıdan sonra ellerini kalbine götürüp kameraya bakarak “Bu sensin Emir, sen kazanıyorsun” dedi. O an milyonlarca insanın kalbine işleyen bir mesaj haline geldi.
Türkiye’de Emir bu görüntüleri izlerken gülümsedi. Yorgun ama umut dolu bakışlarıyla annesine dönüp “Ben de kazanıyorum anne” dedi. Doktorlar onun psikolojik durumundaki bu değişimin tedavi sürecine doğrudan etki ettiğini açıkladı. Bir hemşire, “Emir sanki her gün biraz daha güçleniyor. Sanki Alperen ona görünmez bir enerji gönderiyor” diyordu.
Bu hikâye kısa sürede sadece spor dünyasında değil, sağlık camiasında da konuşulmaya başlandı. Bazı uzmanlar, moralin ve motivasyonun kanser tedavisinde ne kadar önemli olduğuna dikkat çekerek Emir’in durumunu örnek gösterdi.
Emir’in babası ise “Biz artık sadece tıbba değil, duanın ve iyiliğin gücüne de inanıyoruz” diyerek ülkenin kalbini bir kez daha ısıttı.
Sonunda Alperen, Emir’e bir söz daha verdi. Playofflar sonunda, ne olursa olsun Türkiye’ye dönecek ve Emir’i tekrar ziyaret edecekti. Bu söz hem Emir için hem de milyonlarca taraftar için yeni bir umut ışığı oldu. Çünkü bazen bir sporcu sadece sayı atmaz; umut, güç ve yaşam sevinci verir.
Ve Emir’in odasının kapısında asılı bir not vardı: “Kahramanlar sadece filmlerde olmaz. Bazen gerçek olur ve kapıyı açıp içeri girerler.”