Alabama’da bir erkek köleyi paylaşan ikizler… Ta ki hamile kalana kadar…

Alabama’da bir erkek köleyi paylaşan ikizler… Ta ki hamile kalana kadar…

yüzyılın ortalarında Alabama kırsalında geçen bu hikâye, yıllar boyunca yerel arşivlerde sessizce beklemiş, ancak yakın zamanda ortaya çıkarılan belgeler ve tanık kayıtları sayesinde yeniden gün yüzüne çıkmıştır. O dönemin kölelik düzeni içinde yaşananlar çoğu zaman resmi kayıtlara geçmemiş, geçse bile üstünkörü veya kasıtlı olarak eksik bırakılmıştır.

Ancak çiftlik sahiplerinin günlükleri, komşu çiftliklerin mektupları ve kaçak kölelerin tanıklıkları bir araya getirildiğinde, yaşananların trajik ve karmaşık bir tablo çizdiği görülür. Bu olay da, büyük bir çiftlikte yaşayan genç ikiz kız kardeşlerin ve aynı çiftlikte zorla çalıştırılan bir erkek kölenin kaderlerini iç içe geçiren, karanlık bir hikâyedir.

Çiftliğin sahibi olan aile, bölgenin tanınmış ve zengin ailelerinden biriydi. İkiz kardeşler — yaklaşık yirmili yaşlarının başında, toplum içinde çekingen ama çiftlik içinde oldukça ayrıcalıklı bir hayat süren iki genç kadın — uzun yıllar boyunca dış dünyadan izole bir şekilde büyütülmüşlerdi.

Çiftliğin erkek kölelerinden biri, diğerlerinden fiziksel olarak daha güçlü, çalışkan ve dikkat çeken biriydi. Arşivlerde adı “Jonas” olarak geçer. Jonas’ın çiftlik sahiplerine karşı sadakat göstermesi bekleniyordu, ancak karşılığında hiçbir insanlık hakkına sahip değildi. Onun kaderi, kız kardeşlerle yaşadığı ilişki sonucunda tamamen değişecekti.

İkizlerin Jonas’la yakınlaşması, çiftlik çalışanları arasında önce küçük bir söylenti olarak başlamıştı. Jonas, ikizlere genellikle gündelik işlerde yardım etmek üzere görevlendirilirdi: ağır yükleri taşımak, atları hazırlamak veya evin dışındaki bakım işlerinde destek olmak. İlk başta masum görülen bu temaslar, zamanla daha özel bir nitelik kazandı.

Jonas üzerinde hiçbir söz hakkı olmayan genç adam için bu yakınlaşma, çiftliğin hiyerarşisi içinde itaat etmek zorunda olduğu yeni bir baskı alanı yarattı.

Günlüklerde, ikiz kardeşlerin Jonas’a bağımlı bir ilgi geliştirdikleri, birbirlerinden gizli fakat aynı şekilde onunla zaman geçirmeye çalıştıkları anlatılır. Bu durum, hem kardeşler arasında gerilime hem de çiftliğin atmosferinde tedirginliğe yol açtı.

Jonas’ın durumu ise daha da ağırdı; reddetme hakkı olmadığı için, ikizlerin isteklerine karşı koyamıyor, her iki kardeşle de temas kurmaya zorlanıyordu. Bu durum, dönemin kölelik düzeninde sıkça karşılaşılan bir güç istismarı örneğiydi.

Aylar boyunca bu ilişki gizli kaldı. Kardeşler arasında kıskançlık ve sessiz bir rekabet büyürken, Jonas’ın üzerindeki baskı da dayanılmaz hale geldi. Ancak asıl kırılma noktası, ikiz kardeşlerden birinin hamile olduğunu fark etmesiyle yaşandı. Bu bilgi, çiftlik içindeki dengeleri altüst edecek kadar sarsıcıydı.

Kız kardeşlerden yalnızca biri hamileydi, ama hangisinin olduğu bir süre boyunca netleşmedi. İkisi de paniğe kapılmış, durumu ailelerinden gizlemeye çalışmışlardı. Hamile kardeş, günlüklerinde giderek büyüyen korkusundan bahseder: hem ailesinin vereceği tepkiden, hem toplumun baskısından, hem de Jonas’ın kaderinin ne olacağından.

Gerçek ortaya çıktığında çiftliğin sahibi büyük bir öfkeye kapılmış, aile şerefini koruma adına sert kararlar alacağını ilan etmişti. Jonas suçlu ilan edildi; o dönemin yasaları kölelerin hiçbir hakkını tanımadığı için savunma imkânı yoktu. Hamile kardeş ise ailesinin baskısıyla evden uzaklaştırılmakla tehdit edildi.

Ancak belgelerde dikkat çeken nokta, ikizlerden birinin Jonas’ı korumak için mücadele ettiğini, diğerinin ise korkuyu ve utancı içinde bastırdığını göstermesidir. Bu farklı tepkiler, kardeşlerin ilişkilerinin bundan sonra tamamen değişmesine yol açtı.

Jonas’ın akıbeti hakkında kesin bir bilgi yoktur. Arşivlerde, hamilelik öğrenildikten birkaç gün sonra ortadan kaybolduğu, çiftlik defterlerinde adının üzerinin çizildiği yazılıdır. Bu da, dönemin koşulları düşünüldüğünde, ya gizlice başka bir çiftliğe satıldığına ya da daha kötü bir sonla karşılaştığına işaret eder.

Hamile kardeş ise kayıtlara göre çiftlikten uzak bir akrabanın yanına gönderilmiş, doğumun ardından bebeğin izleri tamamen kaybolmuştur. Kimse bebeğin yaşayıp yaşamadığını, hayatta kaldıysa nereye götürüldüğünü bilmez.

Bu hikâye, kölelik döneminin karanlık yüzünü bir kez daha ortaya koyan örneklerden biridir. Güç dengesinin tamamen tek taraflı olduğu bu sistemde, insanların hayatları başkalarının keyfine, baskısına veya korkularına bağlıydı.

İkiz kardeşlerin duygusal çatışmaları, Jonas’ın zorla sürüklendiği trajik kader ve doğmamış bir çocuğun sessiz kayboluşu, hem bireysel dramları hem de o dönemin toplumsal gerçeklerini gözler önüne serer. Bu olay, tarih boyunca üstü örtülmüş sayısız hikâyeden yalnızca biridir; ama günümüzde bile insanları derinden sarsacak kadar güçlü bir yankı taşımaktadır.

Gerçek ortaya çıktığında çiftliğin sahibi büyük bir öfkeye kapılmış, aile şerefini koruma adına sert kararlar alacağını ilan etmişti. Jonas suçlu ilan edildi; o dönemin yasaları kölelerin hiçbir hakkını tanımadığı için savunma imkânı yoktu. Hamile kardeş ise ailesinin baskısıyla evden uzaklaştırılmakla tehdit edildi.

Ancak belgelerde dikkat çeken nokta, ikizlerden birinin Jonas’ı korumak için mücadele ettiğini, diğerinin ise korkuyu ve utancı içinde bastırdığını göstermesidir. Bu farklı tepkiler, kardeşlerin ilişkilerinin bundan sonra tamamen değişmesine yol açtı.

Jonas’ın akıbeti hakkında kesin bir bilgi yoktur. Arşivlerde, hamilelik öğrenildikten birkaç gün sonra ortadan kaybolduğu, çiftlik defterlerinde adının üzerinin çizildiği yazılıdır. Bu da, dönemin koşulları düşünüldüğünde, ya gizlice başka bir çiftliğe satıldığına ya da daha kötü bir sonla karşılaştığına işaret eder.

Hamile kardeş ise kayıtlara göre çiftlikten uzak bir akrabanın yanına gönderilmiş, doğumun ardından bebeğin izleri tamamen kaybolmuştur. Kimse bebeğin yaşayıp yaşamadığını, hayatta kaldıysa nereye götürüldüğünü bilmez.

Bu hikâye, kölelik döneminin karanlık yüzünü bir kez daha ortaya koyan örneklerden biridir. Güç dengesinin tamamen tek taraflı olduğu bu sistemde, insanların hayatları başkalarının keyfine, baskısına veya korkularına bağlıydı.

İkiz kardeşlerin duygusal çatışmaları, Jonas’ın zorla sürüklendiği trajik kader ve doğmamış bir çocuğun sessiz kayboluşu, hem bireysel dramları hem de o dönemin toplumsal gerçeklerini gözler önüne serer. Bu olay, tarih boyunca üstü örtülmüş sayısız hikâyeden yalnızca biridir; ama günümüzde bile insanları derinden sarsacak kadar güçlü bir yankı taşımaktadır.

Related Posts

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *