Suudi petrol kralı Şeyh Halid bin Sultan Al Suud, Alperen Şengun ile yaptığı tarihi anlaşmayı duyururken, “Bütün dünya size sırtını döndü, ancak Suudi Arabistan sizi her zaman memnuniyetle karşılayacak ve onurlandıracaktır,” dedi. Alperen Şengun’a 1 milyar dolar nakit ve Suudi Arabistan’daki gelecekteki maçları için 500 milyon dolar daha ödeyeceğini ve ayrıca adına 80.000 kişilik bir stadyum inşa edeceğini açıkladı. Duygulandığı açıkça görülen Şengun, titreyen sesiyle seyircileri şaşkına çevirirken, Şeyh Halid gözyaşlarını tutamadı.

Dünya spor gündemi, kimsenin beklemediği ölçüde sarsıcı bir haberle çalkalanırken, tüm kameralar Riyad’daki dev salonun ortasında duran iki figüre çevrilmişti: Suudi Arabistan’ın petrol imparatoru Şeyh Halid bin Sultan Al Suud ve dünya basketbol sahnesinin yükselen yıldızı Alperen Şengün.

Yapılacak açıklamanın büyük olduğuna herkes emindi, ancak hiç kimse bunun tarihe geçecek kadar olağanüstü bir anlaşma olacağını tahmin etmiyordu.

Şeyh Halid mikrofonu eline aldığında salondaki sessizlik o kadar derindi ki, nefes alışverişleri bile duyuluyor gibiydi.

Yavaşça konuşmaya başladı ve ilk cümlesi salondaki herkesi şaşkına çevirdi: “Bütün dünya size sırtını döndü, ancak Suudi Arabistan sizi her zaman memnuniyetle karşılayacak ve onurlandıracaktır.” Bu sözler yalnızca bir davet değildi; aynı zamanda bir sığınak, bir sahiplenme ve bir saygı ilanıydı.

Şeyhin sesi titremese bile gözlerindeki ıslaklık zaten her şeyi anlatıyordu. Salonun arka sırasındaki gazeteciler bile birbirine dönüp fısıldadı: “Bu iş sadece bir spor anlaşması değil, daha büyük bir şey.”

Şeyh Halid cümlelerini tamamlamadan önce salonda bir gerilim oluşmuştu. Herkes devamını merak ediyordu. Ardından gelen sözler ise modern spor tarihinde eşi görülmemiş bir teklifin kapısını araladı.

Şeyh Halid, Şengün’e tam 1 milyar dolar nakit ödeme yapacağını, bununla da kalmayıp Suudi Arabistan’da oynayacağı gelecekteki özel maçlar için 500 milyon dolar ek ödeme garantisi vereceğini söyledi. Fakat teklif yalnızca para üzerine kurulu değildi; adeta bir imparatorluk inşa etme vaadini içeriyordu.

Şeyh, Şengün’ün adıyla 80.000 kişilik dev bir arena inşa edeceklerini açıkladı. Bu arena, “Alperen Desert Dome” olarak anılacak ve içinde genç sporcular için akademiler, antrenman tesisleri ve Şengün’ün kariyerine adanmış özel bir müze bulunacaktı. Bu sözlerle birlikte tüm salon ayağa kalkmak üzere gibiydi.

Kameralar Alperen Şengün’e çevrildiğinde yüzündeki duygu seli herkesi derinden etkiledi. Onun kadar sakin ve mütevazı bir sporcunun bile böylesine büyük bir teklif karşısında ne kadar sarsıldığı açıkça görülüyordu. Göz kapakları titriyor, eli mikrofonu tutarken hafifçe titriyordu. Dakikalar sonra konuşmaya başladığında, sesi neredeyse duyulmayacak kadar düşük ve titrek çıktı.

“Böyle bir şeyi hak ettiğimi düşünmüyorum” dedi. Bu cümle bile salondaki herkesin tüylerini diken diken etti.

Seyirciler arasında duygusal bir uğultu yükseldi. Yıllardır NBA’de gösterdiği performansla adından söz ettiren, disiplinli çalışması, alçakgönüllülüğü ve karakteriyle örnek gösterilen Şengün’ün hayatının en çarpıcı anlarından biriydi bu. Teklifin büyüklüğü değil, kendisine duyulan saygının ve sevginin ağırlığı onu etkiliyordu.

Şeyh Halid bu sırada yerinden kalktı. Yavaşça Şengün’ün yanına geldi, onun omzuna dokundu ve gözyaşlarını gizlemeye bile çalışmadan şöyle dedi: “Sen çok daha fazlasını hak ediyorsun.” O an salondan derin bir “ah” sesi yükseldi.

Çünkü orada bulunan herkes, bu iki adamın birbirine yalnızca iş ortaklığıyla değil, karşılıklı bir saygı ve insani bağla bağlı olduğunu hissetmişti.

Bu açıklamanın ardından dünya medyası adeta patladı. Sosyal medya platformları bir anda dolup taştı. Bir kısım hayran, Şengün’ün böyle bir anlaşmayı kabul etmesi halinde dünya spor tarihine adını altın harflerle yazacağını savundu. Diğer bir kısım ise onun NBA’deki mirasını bırakmak isteyip istemeyeceğini tartışıyordu.

Fakat herkesin üzerinde birleştiği bir gerçek vardı: Bu teklif, spor tarihinde görülmemiş bir ölçekteydi.

Türkiye’de ise adeta milli bir gurur dalgası yayıldı. İnsanlar, Şengün’ün bu seviyeye gelmesini yıllardır büyük bir gururla izliyorlardı. Onun yalnızca bir oyuncu değil, karakteri güçlü bir temsilci olduğunu herkes biliyordu. Bu nedenle birçok kişi onun hangi kararı verir ise versin hakkını teslim edeceğini belirtti.

Bazı basketbol yorumcuları anlaşmanın yalnızca para üzerine kurulu olmadığını, bunun aynı zamanda kültürel bir birliktelik, yeni bir bölgesel spor yatırımı ve gençleri spora yönlendirmek için devasa bir proje olduğunu söyledi. Şengün’ün böyle bir yapının simgesi haline getirilmesi bile başlı başına bir gurur kaynağıydı.

Basın toplantısı sona ererken, Şengün ayağa kalktı, yavaşça seyirciye doğru eğildi ve “Böyle büyük bir sevgiye cevap vermek kolay değil” dedi. Bu söz, onun henüz bir karar vermediğini ama kalbinin hiç olmadığı kadar dolu olduğunu gösteriyordu.

Ardından sahneden inerken, herkes onun gözlerindeki iki duyguyu fark etti: Şaşkınlık ve minnet. Şeyh Halid’in gözyaşları hâlâ kurumamıştı. Bu, yalnızca bir imzanın kapısını aralayan bir toplantı değil; duyguların, saygının ve insanlık onurunun birbiriyle buluştuğu bir andı. Spor dünyasının nefesini kesen ve uzun süre tartışılacak bir an.

El mundo del deporte siguió asimilando la magnitud del anuncio mientras los analistas debatían sobre sus implicaciones.

Para muchos, este acuerdo no solo elevaba la carrera de Alperen Şengün a un nivel nunca antes visto para un jugador europeo, sino que también representaba un cambio radical en la forma en que las ligas y los magnates interactúan con los atletas.

No era simplemente un contrato millonario; era una especie de proyecto social, cultural y educativo envuelto en la grandiosidad de un estadio futurista en medio del desierto.

Las redes sociales no tardaron en llenarse de reacciones. Los fanáticos compartían videos de la conferencia, fragmentos de las lágrimas de Şengün y las palabras del jeque Khalid.

Algunos comentaban que ver a un deportista tan joven emocionado ante un reconocimiento tan extraordinario demostraba que, a pesar de la fama y la presión, seguía siendo humano.

Otros señalaban que la magnitud del acuerdo podía cambiar la trayectoria del baloncesto europeo y abrir una nueva era de inversiones deportivas en Medio Oriente.

Mientras tanto, dentro del estadio, los organizadores mostraban los planos del futuro “Alperen Desert Dome”.

Las imágenes holográficas proyectadas dejaban entrever un complejo que parecía sacado de una película de ciencia ficción: canchas múltiples, áreas de entrenamiento de última generación, auditorios educativos y museos interactivos que contarían la historia de Şengün y su legado.

Para los jóvenes aspirantes a deportistas que asistieron al evento, la visión era inspiradora; muchos comentaban que algún día ellos también podrían formar parte de algo tan monumental.

Alperen, por su parte, se retiró a un rincón tranquilo tras la conferencia para asimilar la noticia. Sabía que aceptar o rechazar este acuerdo no solo influiría en su carrera profesional, sino también en su imagen pública y en su vida personal.

Reflexionaba sobre la responsabilidad de ser un modelo a seguir, sobre cómo mantener su autenticidad ante semejante oportunidad y sobre lo que significaba para los jóvenes que lo veían como un héroe.

Sus manos temblaban ligeramente mientras sostenía un vaso de agua, consciente de que estaba a punto de tomar una decisión histórica.

El jeque Khalid, viendo la concentración del joven, se acercó discretamente y le habló con un tono más cercano y humano: “No estamos aquí solo para hacer historia en el deporte. Queremos construir un futuro para ti y para todos los que te siguen.

Pero la elección es tuya, y tu corazón debe guiarla.” Estas palabras no solo emocionaron a Şengün, sino que también reforzaron el respeto y la admiración que el público sentía por el magnate saudí.

Al final del día, mientras las cámaras se apagaban y los medios comenzaban a preparar sus informes, quedó claro que este evento no sería olvidado pronto.

El acuerdo entre Alperen Şengün y el jeque Khalid bin Sultan Al Suud se convirtió en un símbolo de ambición, visión y humanidad, dejando una huella imborrable en la historia del deporte mundial y mostrando que, a veces, los gestos de reconocimiento y apoyo pueden tocar el corazón de los atletas de manera más profunda que cualquier trofeo o victoria.

Related Posts

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *