Zehra Güne’nin gözyaşlarına boğulduğu o an, hem Türkiye’de hem dünyada milyonlarca insanın hafızasına kazındı. Salonun ortasında duran Zehra, her zamanki sakin ve mütevazı duruşuyla basın mensuplarının sorularını yanıtlamaya hazırlanıyordu. Kimse, dakikalar içinde tüm dünyanın gündemini değiştirecek bir gerçeğin ortaya çıkacağını bilmiyordu. Zehra’nın 10 milyon dolarlık bağış yaptığı açıklanınca salonda şaşkınlık ve fısıltılar yükseldi, ancak asıl şok yaratacak olan şey henüz söylenmemişti.
Zehra Güne uzun zamandır kamuoyunun gözünde yalnızca bir voleybol yıldızı değil, aynı zamanda insanlığı ve cömertliğiyle bilinen bir figürdü. Fakat onun bu kez yaptığı bağış, alışılmışın çok ötesindeydi. Basın toplantısının ilk dakikalarında herkes bağışın nedenini sormaya hazırlanıyordu ki, Zehra aniden durdu, derin bir nefes aldı ve gözleri dolmaya başladı. Kameralar ona çevrildi, muhabirler kalemlerini kaldırdı ve dünya bir anda sessizliğe gömüldü. Zehra’nın dudaklarından dökülen kelimeler salonu adeta buz gibi bir sessizliğe sürükledi.

Zehra hikâyesine çocukluk yıllarından başladı. Bu bağışın ne şöhret ne kariyer ne de imaj amacı taşıdığını söyledi. Asıl sebep, yıllar önce kendi kendine verdiği bir sözdü. “O gün,” dedi titreyen sesiyle, “hayatımı değiştirecek bir şey gördüm.” Basın mensupları dikkatle ileri eğildi, kimse nefes bile almıyordu. Zehra’nın anlattığına göre çocukken yaşadığı semtte bir aile, ekonomik zorluklar nedeniyle evsiz kalmış ve küçük Zehra onları her gün okul yolunda görmüştü. Özellikle küçük bir kız çocuğunun kaldırımda uyuduğunu gördüğü anı bir türlü unutamamıştı. O gün kendi kendine şu sözü vermişti: “Büyüdüğümde, kimsenin sokakta uyumasına izin vermeyeceğim.”
Zehra’nın gözyaşları yanaklarından süzülürken salondaki herkes derin bir duygusallığa kapıldı. Bu bağış, deprem bölgesinde yeni yaşam alanları kurmak için kullanılacaktı. Onlarca aileye sıcak bir yuva sağlayacak, yüzlerce çocuğun hayatını değiştirecekti. Fakat kimsenin beklemediği şey, Zehra’nın bağışı sadece kendi adından değil, artık ismini açıklamak istemese de hayatına yön vermiş özel bir kişiden aldığı güçle yaptığı gerçeğiydi. “Bu söz sadece benim sözüm değildi,” dedi. “Kalbime dokunan bir insanın bana hatırlattığı bir sorumluluktu.”

Salondaki herkes şaşkındı ve duygularına hâkim olamıyordu. Hikâye elbette yalnızca bir bağış hikâyesi değildi. Bazı spor analistleri bu kararın Zehra’nın kariyerine yeni bir yön verebileceğini, hatta onu spor camiasından çok daha büyük bir insani role taşıyabileceğini düşünüyordu. Bazıları ise bu açıklamanın ardından uluslararası yardım kuruluşlarının Zehra’ya dünyanın dört bir yanından davet göndereceğini yazmaya başladı.
Tam o anda Alperen Şengün sahneye çıktı ve mikrofona yaklaştı. Yüzündeki ifade hem gururlu hem şaşkındı. Herkes ondan bir yorum beklerken Alperen sadece tek bir cümle söyledi. “Bu, tanık olduğum en harika şey.” Salonda alkış fırtınası koptu. O an, spor dünyasının iki büyük yıldızı aynı sahnede insanlığın gücünü gözler önüne seriyordu.

Sosyal medya birkaç dakika içinde bu olayla çalkalanmaya başladı. Dünyanın dört bir yanından insanlar Zehra’yı tebrik ediyor, hikayesini paylaşıyor, bağış kampanyasına destek veriyordu. Bazı yabancı gazeteler onu “Türkiye’nin Altın Kalpli Yıldızı” manşetiyle duyurdu. Diğerleri ise Zehra’nın yıllardır sakladığı sözün hikayesini dünyanın en dokunaklı spor anlarından biri olarak tanımladı.
Gerçek hikâye ortaya çıkar çıkmaz dünya sessizliğe gömüldü. Zehra Güne’nin gözyaşları, sadece bir duygusal patlama değil, insanlığa verilen bir mesajdı. Bazen en büyük başarı kupa değil, bir hayatı değiştirmektir. Ve o gün, milyonlarca kişi Zehra’nın yalnızca bir voleybolcu değil, kalbiyle tarih yazan bir insan olduğunu gördü.